Sadık Türkmen 

1. Allah ve Rasûlünden; kendileriyle, antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere, bir ültimatomdur (antlaşmalara aykırı hareket edenlere savaş ilânıdır)

2. Yeryüzünde dört ay daha dolaşın (savaş ilânı önceden bildiriliyor). Şunu bilin ki, siz Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. Allah ise sözlerinde durmayanları perişan edecektir.

3. Büyük hac gününde, Allah ve Rasûlünden bütün insanlara bir bildiridir Allah ve Rasûlü, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı âciz bırakabilecek değilsiniz. Sözlerinde durmayanlara, çok acıklı bir azabı müjdele!

4. Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah kendine karşı gelmekten sakınanları sever.

5. Haram aylar (dört aylık süre) bitince, (antlaşmalarına aykırı hareket etmiş olan) o müşrikleri, artık bulduğunuz yerde etkisiz hale getirin, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer bu saldırganlar/teröristler; tövbe ettiklerinin kanıtı olarak, namazı kılıp (eğitim ve öğretime katılıp), (çalışıp üreterek) zekâtı da verirlerse, (uygun bir süre sonra) kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah; çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

6. Eğer Allah’a ortak koşanlardan biri, senden sığınma talebinde bulunursa, Allah’ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir.

7. Allah’a ortak koşan saldırganların, Allah katında ve Rasûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescidi Haram’ın yanında, kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah kendine karşı gelmekten sakınanları sever.

8. Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir.

9. Allah’ın ayetlerini az bir karşılığa değiştiler de insanları, O’nun yolundan (hak ve özgürlüklerinden) alıkoydular. Bunların yapmakta oldukları şeyler gerçekten ne kötüdür!

10. Bir mümin hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.

11. Fakat bu saldırganlar/teröristler, tövbe ettiklerinin kanıtı olarak, namazı kılar (eğitim ve öğretime devam ederlerse) ve zekâtı (çalışıp üreterek) verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.

12. Eğer antlaşmalarından sonra antlaşmalarını bozup, iftira ve teröre devam ederlerse, küfrün liderleriyle savaşın. Çünkü onlar antlaşmalarına riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler.

13. Sözleşmelerini bozan, Rasûl’ü yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik önce kendileri saldırmış bulunan bir kavimle, savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah eğer siz gerçek müminler iseniz, kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.

14. Onlarla (size savaş açanlarla) savaşın ki, Allah onlara, sizin ellerinizle yaptıklarının karşılığını versin,

15. Onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mümin topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin (tövbenin gereklerini yerine getirenin), tövbesini kabul eder. Allah bilen ve doğru hüküm/karar verendir.

16. Yoksa Allah içinizden; Allah’tan, Rasûlünden ve müminlerden başkasını can yoldaşı edinmeden, çalışanları seçip ortaya çıkarmadan, karışık bir halde bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

17. Allah’a ortak koşanların, inkârlarına bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescitlerini imar etmeleri, (yönetmeleri) düşünülemez. Onların bütün amelleri/yaptıkları boşa gitmiştir. Onlar ateşte sonsuz kalacaklardır.

18. Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı gereği gibi kılarak devam eden, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.

19. Siz hacılara su dağıtmayı ve Mescidi Haram’ın bakım ve onarım işini; Allah’a ve âhiret gününe iman edip Allah’ın izin verdiği şekilde, saldırganlara karşı cihat eden, kimse(lerin amelleri/yaptıkları) gibi mi tuttunuz? Bunlar Allah katında eşit olmazlar. Allah zâlim topluluğu (zulümden vazgeçmezlerse), doğru yola ulaştırmaz.

20. Iman edip hicret eden ve Allah’ın izin verdiği şekilde saldırganlara karşı mallarıyla, canlarıyla cihat eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir.

21. Rableri onlara, kendi katından bir rahmet, bir hoşnutluk ve kendilerine içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdelemektedir.

22. Onlar orada sonsuz kalacaklardır. Şüphesiz, Allah katında büyük bir ödül vardır.

23. Ey iman EDENLER! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile veli (yönetici) edinmeyin. İçinizden kim onları (yönetici) veli edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.

24. De ki "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, zarara uğramasından korktuğunuz bir ticâret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, Rasûlü’nden ve O’nun izin verdiği şekilde, saldırganlara karşı cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah fasık topluluğu doğru yola erdirmez."

25. Andolsun, Allah birçok yerde Huneyn savaşı gününde size yardım etmiştir. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet (bozularak) gerisin geriye dönüp kaçmıştınız.

26. Sonra Allah, Rasûlü ile müminler üzerine kendi katından, güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenlere azap verdi. İşte bu, inkârcıların cezasıdır.

27. Sonra Allah bunun ardından, yine dilediği (hak eden) kimsenin tövbesini kabul eder. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

28. Ey iman EDENLER! Müşrikler (saldırganlar/teröristler), ancak bir pislikten ibarettir. Artık bu yıllarından sonra, Mescidi Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan (ticaretinizin eksilmesinden) korkarsanız, Şüphesiz Allah; bilen ve doğru hüküm/karar verendir.

29. (keza, barış Antlaşmalarına uymayıp size savaş açmış), kendilerine kitap verilenlerden; Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Rasûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyen saldırganlarla/teröristlerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle savaş ve güvenlik tazminatlarını verinceye kadar savaşın.

30. Yahudiler; (o zamanda kendilerine ‘Yahudiyim’ diyenler); "Üzeyr Allah’ın oğludur" dediler. Hrıstiyanlar (o zamanda kendilerine ‘Hristiyanım’ diyenler) ise; Bu onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleri ki, daha önce inkâr edenlerin sözleri ile benzeşiyor. Allah onları (Allah’a iftira ettikleri için) kahretsin. (Bak) nasıl sapıyorlar!

31. (yahudiler) Allah’ı bırakıp hahamlarını; (Hrıstiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları herşeyden uzaktır.

32. Allah’ın nurunu (Kur’an’ı), ağızlarıyla söndürmek/engellemek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasalar da, Allah nurunu (Kur’an’ını), tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz.

33. O, Allah’a ortak koşanlar hoşlanmasalar bile dinini, (uydurulmuş) bütün dinlerden üstün olarak, peygamberini doğru yol kılavuzu ile ve hak din ile gönderendir.

34. Ey iman edenler! (O devirdeki) Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü Allah rızası için topluyorlar. Sonra onları Allah’ın tavsiye ettiği işlere harcamıyorlar. İşte onlara çok acıklı bir azap var.

35. O gün bunlar (topladıkları servetler); cehennem ateşinde kızdırılacak, alınları, yanları, sırtları bunlarla dağlanacak ve; "İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi tadın bakalım, biriktirip sakladıklarınızı!" denilecek.

36. Şüphesiz Allah’ın, gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Fakat Allah’a ortak koşanlar size nasıl topyekun; (kültürel, ekonomik, siyasi, askeri olarak) saldırıyorlarsa, siz de onlarla topyekun; (kültürel, ekonomik, siyasi, askeri olarak) savaşın. Bilin ki Allah kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.

37. Haram ayları ertelemek, ancak inkârda daha da ileri gitmektir, ki bununla inkâr edenler sapar. Allah’ın haram kıldığı ayların sayısına denk düşürmek ve böylece Allah’ın haram kıldığını helâl kılmak için, haram ayı bir yıl helâl, bir yıl haram sayıyorlar. Onların bu çirkin işleri, kendilerine süslü görünüyor. Allah inkârcı toplumu doğru yola iletmez.

38. Ey iman EDENLER! Ne oldunuz ki size; "Allah izin verdiği için, size saldıranlara karşı sefere çıkın" denilince, yere çakılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatını mı seçtiniz? Oysa ahirete göre dünya hayatının yararı, pek az bir şeydir.

39. Eğer Allah izin verdiği halde, size saldıranlara karşı sefere çıkmazsanız, sizi çok acıklı bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah herşeye hakkıyla gücü yetendir.

40. Eğer siz, ona (Peygamber’e) yardım etmezseniz (biliyorsunuz ki); inkâr edenlerin elinden, (onu öldürmek için toplandıklarını haber alınca), (Mekke’den) kaçmak zorunda kaldığında, (o sadece) iki kişiden biriydi. Ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına; "Üzülme, çünkü Allah bizimle berâber" diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz, birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah mutlak güç sahibidir, doğru hüküm/karar verendir.

41. Gerek yaya olarak, gerek binek üzerinde, Allah izin verdiği için saldırganlara karşı sefere çıkın. Mallarınızla, canlarınızla, Allah’ın izin verdiği şekilde saldırganlara karşı cihat edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.

42. Eğer yakın bir dünya menfaati ve kolay bir yolculuk olsaydı, (Bizans İmparatorluğu’na karşı olmasaydı, sefere katılmayan münafıklar da) sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar; "Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık" diye Allah’a yemin edeceklerdir. Onlar kendilerini helâke sürüklüyorlar. Allah biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.

43. Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin?

44. Allah’a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla, saldırganlara karşı cihat etmekten geri kalmak için, senden izin istemezler. Allah kendine karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilendir.

45. Ancak Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp, kendileri de o şüphelerinin içinde bocalayan kimseler, senden izin isterler.

46. Onlar eğer (ülkelerini, kavimlerini korumak için), savaşa çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların harekete geçmelerini samimi bulmadı. Onların geri kalmasına izin verdi ve onlara; "Oturun, oturan acizlerle beraber" denildi.

47. Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah zalimleri hakkıyla bilendir.

48. Andolsun bunlar daha önce de fitne çıkarmak istemişler ve sana karşı türlü türlü işler çevirmişlerdi. Nihayet hak geldi ve onlar istemedikleri halde Allah’ın dini galip geldi.

49. Onlardan "bana izin ver, beni fitneye (isyana) sevketme" diyen de vardır. Bilesiniz ki onlar (böyle diyerek) fitnenin ta içine düştüler. Şüphesiz ki cehennem kâfirleri elbette kuşatacaktır.

50. Sana bir iyilik gelirse, bu onları üzer. Eğer başına bir musibet gelirse; "Biz tedbirimizi önceden almıştık" derler ve sevinerek dönüp giderler.

51. De ki "Bizim başımıza ancak, Allah’ın bizim için izin verdiği şeyler gelir. O bizim yardımcımızdır. Öyleyse müminler, yalnız Allah’a güvensinler."

52. De ki "Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere), ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz."

53. Yine de ki "İster gönüllü, ister gönülsüz olarak verin, sizden asla kabul olunmayacaktır. Çünkü siz fasık bir topluluksunuz."

54. Verdiklerinin kabul edilmeyişine, yalnızca Allah’ı ve Rasûlünü inkâr etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve ancak gönülsüzce vermek istemeleri engel olmuştur.

55. Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin! Allah bunlarla, ancak dünya hayatında yaptıklarının karşılığını verir ve canları kâfir olarak çıkıncaya kadar oyalanıp dururlar.

56. Kesinlikle sizden olduklarına dâir Allah’a yemin ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Fakat onlar korkak bir topluluktur.

57. Eğer sığınacak bir yer veya (gizlenecek) mağaralar yahut girilecek bir delik bulsalardı, hemen koşarak oraya yönelirlerdi.

58. Içlerinden sosyal yardımlar konusunda, sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay verilmezse hemen kızarlar.

59. Eğer onlar, Allah ve Rasûlünün kendilerine verdiğine razı olup; "Bize Allah yeter. Lütuf ve ihsanıyla Allah ve Rasûlü ileride bize yine verir. Biz yalnız, Allah’a rağbet eder(onun ihsanını ister)iz" deselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu.

60. Sadakalar (sosyal yardımlar), Allah’tan zorunlu/bir farz olarak ancak fakirler/işsizler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlarla, (özgürlüğüne kavuşturulacak) köle(esir)ler, borçlular, Allah izin verdiği şekilde, saldırganlara karşı cihat edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah bilen ve doğru hüküm/karar verendir.

61. Yine onlardan Peygamber’i inciten ve "O (her söyleneni dinleyen) bir kulaktır" diyen kimseler de vardır. De ki "O (Rasûl) sizin için bir hayır kulağıdır ki, Allah’a inanır, müminlere itimat eder, içinizden inanan kimseler için bir rahmettir (bir iyiliktir). Allah’ın Rasûlünü incitenler için ise, çok acıklı bir azap vardır."

62. Sizi razı etmek için Allah’a yemin ederler. Eğer gerçekten mümin iseler (bilsinler ki), Allah ve Rasûlünü razı etmeleri daha önceliklidir.

63. Allah’a ve Rasûlüne karşı gelen kimseye içinde sonsuz kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir rezilliktir.

64. Münafiklar, kalplerinde olan şeyleri, yüzlerine karşı açıkça haber verecek bir Sure’nin, üzerlerine indirilmesinden çekinirler. De ki "Siz alay edin bakalım! Allah çekindiğiniz o şeyi ortaya çıkaracaktır."

65. Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan; "Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk" derler. De ki "Allah ile, O’nun âyetleri ile ve Rasûl’ü ile mi eğleniyordunuz?"

66. Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir topluluğu affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir topluluğa azap edeceğiz.

67. Münafik erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir.

68. Allah; erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kâfirlere, içinde sonsuz kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. O, onlara yeter. Allah onlara lânet etmiştir (rahmetinin dışına koymuştur). Onlar için sonsuz bir azap vardır.

69. (ey münafıklar!) Siz de tıpkı sizden öncekiler gibisiniz Onlar sizden daha güçlü, malları ve çocukları daha fazlaydı. Onlar paylarına düşenden faydalanmışlardı. Sizden öncekilerin, paylarına düşenden faydalandığı gibi, siz de payınıza düşenden öylece faydalandınız ve onların daldığı gibi siz de daldınız. İşte onların dünyada da ahirette de amelleri boşa gitmiştir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.

70. Onlara kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim’in kavminin, Medyen halkının ve yerle bir olan şehirlerin haberleri ulaşmadı mı? Rasûlleri onlara apaçık mucizeler getirmişti. Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.

71. Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı gereği gibi kılar, zekatı (çalışıp üreterek) verirler. Allah’a ve Rasûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, doğru hüküm/karar verendir.

72. Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, sonsuz kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler vadetti. Allah’ın rızası ise bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.

73. Ey PEyGAMBER! (Antlaşmalarına uymayan saldırgan/terörist) kâfirler ve münafıklarla cihat et ve onlara karşı çetin/dimdik ol. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir orası!

74. Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Halbuki (Peygamberi ve müminleri Medine’den süreceklerine dair), o sözü söylediler ve müslüman olduktan sonra inkâr ettiler. Ayrıca başaramadıkları şeye (peygamberi öldürmeye) de yeltendiler. Sırf, Allah ve Rasûlü kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için, intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse Allah onları dünyada ve ahirette çok acıklı bir azaba uğratacaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.

75. Içlerinden; "Eğer Allah bize lütuf ve kereminden verirse mutlaka bol bol sadaka veririz ve mutlaka salihlerden/iyilerden oluruz" diye, Allah’a söz verenler de vardır.

76. Fakat Allah lütuf ve kereminden onlara verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek dönüp gittiler.

77. Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için O da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar (sürecek) bir stres (huzursuzluk) verdi.

78. Allah’ın, içlerinde gizlediklerini ve fısıltılarını bildiğini ve Allah’ın gaybleri çok iyi bilen olduğunu bilmediler mi?

79. Sadakalar (sosyal yardımlar) hususunda, gönüllü bağışta bulunan müminlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip, onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları küçük düşürmüştür. Onlar için çok acıklı bir azap vardır.

80. Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme (farketmez.) Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Rasûlünü inkâr etmiş olmaları sebebiyledir. Allah fâsık topluluğa mutluluk vermez.

81. Allah’ın rasûlüne karşı gelerek geri bırakılanlar, oturup kalmalarına sevindiler. Allah izin verdiği için, saldırganlara karşı; mallarıyla, canlarıyla cihat etmek hoşlarına gitmedi ve "Bu sıcakta sefere çıkmayın" dediler. De ki "Cehennemin ateşi daha sıcaktır." Ne olurdu ilerisini düşünselerdi!

82. Artık kazandıklarının karşılığı olarak az gülsünler, çok ağlasınlar!..

83. Eğer; Allah seni onlardan bir zümrenin yanına döndürür de, onlar (sefere) çıkmak için senden izin isterlerse, de ki "Siz benimle birlikte artık çıkmayacaksınız ve benimle birlikte hiçbir saldırganla asla savaşmayacaksınız. Çünkü siz, baştan yerinizde oturup kalmaya razı oldunuz. Şimdi de geri kalan(kadın ve çocuk)larla birlikte oturun."

84. Onlardan ölen hiçbirine asla namaz kılma ve kabrinin başında durma! Çünkü onlar Allah’ı ve Rasûlünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler.

85. Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin! Allah bunlarla ancak, dünyada kendilerine yaptıklarının karşılığını verir ve canları kâfir olarak çıkıncaya kadar oyalanıp dururlar.

86. "Allah’a iman edin ve Rasûlü ile birlikte cihat edin" diye bir Sûre indirildiğinde, onlardan servet sahibi olanlar senden izin istediler ve "Bizi bırak da oturup kalanlarla birlikte olalım" dediler.

87. Onlar geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular ve böylece kalpleri huzursuz olanlardan oldular. Onlar ilerisini düşünmüyorlar!

88. Fakat rasûl ve beraberindeki müminler, mallarıyla, canlarıyla saldırganlara karşı cihat ettiler. Bütün hayırlar işte bunlarındır. İşte bunlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

89. Allah onlara, içinde sonsuz kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.

90. Bedevilerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah’a ve Rasûlüne yalan söyleyenler ise oturup kaldılar. Onlardan kâfir olanlara çok acıklı bir azap isabet edecektir.

91. Allah’a ve Rasûlüne karşı sadık ve samimi oldukları takdirde, güçsüzlere, hastalara ve (seferde) harcayacakları bir şey bulamayanlara (sefere katılmadıkları için) bir günah yoktur. İyilikte bulunan kimselerin (kınanması) için de bir sebep yoktur. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

92. Kendilerini bindirip (cepheye) sevk edesin diye, sana geldikleri zaman, senin; "Sizi bindirebileceğim bir şey bulamıyorum" dediğin; bu uğurda, arayacakları bir şey bulamadıklarından dolayı, üzüntüden gözleri yaş döke döke geri dönen kimselere de, bir sorumluluk yoktur.

93. Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyenleredir. Bunlar geri kalanlarla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini huzursuz kıldı. Artık başlarına geleceği bilmezler.

94. Onlara döndüğünüzde, size mazeret beyan edeceklerdir. De ki "Mazeret beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. Çünkü Allah bize, sizin durumunuzu bildirdi. Bundan böyle davranışlarınızı; Allah da,Rasûlü de görecek. Sonra hepiniz; gaybı da görülen âlemi de bilenin huzuruna döndürüleceksiniz. O size yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecek."

95. Yanlarına döndüğünüz zaman, kendilerini rahat bırakmanız için Allah adıyla yemin edeceklerdir. Artık onların peşini bırakın. Çünkü onlar artık kirlenmiştir. Kazandıklarının karşılığı olarak varacakları yer de, cehennemdir.

96. Kendilerinden razı olasınız diye size yemin edeceklerdir. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fasıklar topluluğundan asla razı olmaz.

97. Bedeviler, inkâr ve nifak bakımından daha ileri ve Allah’ın peygamberine indirdiği hükümlerin sınırlarını, tanımamaya daha yatkındırlar. Allah bilen ve doğru hüküm/karar verendir.

98. Bedevîlerden öyleleri vardır ki, (Allah yolunda) harcayacakları şeyi bir zarar sayar ve (bundan kurtulmak için) size belâlar gelmesini beklerler. Kötü belâlar (düzelmezlerse) kendilerine gelir. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

99. Bedevîlerden kimileri de vardır ki; Allah’a ve ahiret gününe inanır. Harcayacaklarını, Allah katında yakınlığa ve Rasûl’ün dualarını almağa vesile sayarlar. Bilesiniz ki bu, (Allah katında) onlar için yakınlıktır. Allah onları rahmetine dahil edecektir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

100. Islam’ı ilk önce kabul eden Muhâcirler ve Ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.

101. Çevrenizdeki bedevîlerden, birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki, sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da (hak ettikleri) büyük bir azaba itileceklerdir.

102. Diğer bir kısmı ise günahlarını itiraf ettiler. Bunlar yapılan faydalı işlerle, kötü işleri birbirine karıştırmışlardır. Umulur ki, Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

103. Onların mallarından onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (savunma vergisi) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için bir gönül ferahlığıdır. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

104. Onlar kullarının tövbesini kabul edenin ve sadakaları alma emrini verenin Allah olduğunu; tövbeyi çok kabul edenin, çok merhametli olanın Allah olduğunu bilmediler mi?

105. De ki "Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah görecek, Rasûlü görecek ve müminler de göreceklerdir/şahit olacaklardır. Sonra gaybı da görülen âlemi de bilen, Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir."

106. (sefere katılmayanlardan) diğer bir kısmı da, Allah’ın emrine bırakılmışlardır. Bunlara ya azap eder, ya da tövbelerini kabul eder. Allah bilen ve doğru hüküm/karar verendir.

107. Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, müminler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri, Allah ve Rasûlüne karşı savaşanlara üs/karargâh olsun diye, bir mescit yapanlar vardır. Bunlar; "Bizim iyilikten başka hiçbir kastımız yok" diye de, mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki, bunlar mutlaka yalancıdırlar.

108. Onun içinde asla namaz kılma! Daha ilk günden, temeli takvâ üzerine kurulan (Allah’a karşı gelmekten sakınılan) mescit, içinde namaz kılmana elbette daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da temizlenenleri sever.

109. Binâsını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını; çökmeye yüz tutmuş bir uçurumun kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.

110. Kurmuş oldukları binaları (Mescidi Dırar Müminlere zarar vermek için açtıkları mescit), kalpleri/düşünceleri/duyguları değişmedikçe; yüreklerinde, sürekli bir kuşku olarak kalmaya devam edecektir. Allah bilen ve doğru hüküm/karar verendir.

111. Şüphesiz Allah müminlerden canlarını ve mallarını kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık onlar, Allah izin verdiği için saldırganlara karşı savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak vadetmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O halde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl büyük başarı budur!

112. Bunlar tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, oruç tutanlar, rükû ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Müminleri müjdele.

113. Cehennem ehli oldukları, kendilerine kesin olarak belli olduktan sonra; yakınları da olsalar Allah’a ortak koşanlar için af dilemek, ne Peygambere yaraşır, ne de Müminlere!

114. Ibrahim’in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.

115. Doğru yolu gösterdikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirmedikçe, Allah bir toplumu sapıklıkta bırakacak değildir. Şüphesiz Allah, herşeyi hakkıyla bilendir.

116. Şüphesiz göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah’ındır. O diriltir ve öldürür. Sizin için Allah’tan başka; ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.

117. Andolsun Allah; Peygambere ve o sıkıntılı zamanda ona uyarak hicret edenlere ve ona yardım edenlere tövbelerini kabul ederek lütfetti. Ki içlerinden bir kısmının kalpleri az kalsın, kayacak gibi olmuşken tövbelerini kabul ederek onlara lütfetti. O, onlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

118. Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece, Allah(ın azabın)dan yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.

119. Ey iman EDENLER! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.

120. Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevîlere, Allah’ın Rasûlünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi, hiçbir olay yoktur ki; karşılığında kendilerine, iyi bir amel/iş(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ödülünü elbette zayi etmez.

121. Allah yolunda küçük büyük bir harcama yapmazlar ve bir vadiyi katetmezler ki; Allah’ın, yaptıklarının daha güzeliyle, kendilerini ödüllendirmesi için hesaplarına yazılmış olmasın.

122. (ne var Kİ); Müminlerin hepsi toptan seferber olacak/savaşacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bilim adamları; din konusunda köklü, derin bilgi sahibi olmak ve (savaşanlar cepheden) dönünceye kadar kavimlerini uyarmak için geride kalsınlar (cepheye gitmesinler). Umulur ki sakınırlar/korunurlar!

123. Ey iman EDENLER! Kâfir saldırganların yakınınızda olanlarıyla savaşın ve sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.

124. Herhangi bir Sûre indirildiğinde, içlerinden (alaylı bir şekilde); "Bu hanginizin imanını artırdı?" diyenler var. İman etmiş olanlara gelince, inen Sûre onların imanını artırmıştır. Onlar bunu(n inişini) birbirlerine müjdelerler.

125. Kalplerinde hastalık olanlar ise, pisliklerine pislik katmışlar (hasetleri artmıştır), böylece kâfir olarak ölüp gitmişlerdir.

126. Görmüyorlar mı ki; onlar her yıl, bir veya iki kere belâya çatıyorlar/uğruyorlar. Yaptıklarının karşılığı veriliyor. Sonra ne tövbe ediyorlar, ne de ibret alıyorlar!

127. Bir sûre indirildi mi; "Sizi bir kimse görüyor mu?" diye, birbirlerine göz ediyorlar, sonra da çekip/dönüp gidiyorlar. İlerisini düşünmeyen bir toplum olmalarından dolayı, Allah onların kalplerine stres (mutsuzluk) vermiştir.

128. Andolsun, size kendi içinizden; (bir kul ve bir insan olarak) bir Rasûl gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.

129. Eğer yüz çevirirlerse, de ki "Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ediyorum/sığınıyorum. O, yüce Arşın sahibidir."